SÖYLEV (NUTUK, HİTABET)
1. Tanımı
Bir topluluk önünde belirli bir konuda yapılan etkili ve inandırıcı konuşmalara söylev (nutuk) denir.
Söylev kavramı eskiden nutuk terimiyle karşılanır; topluluk önünde konuşma sanatına hitabet, söylevciye de hatip denirdi.
Söylev söz ve sesle birleşen bir sanattır. Söylevde amaç nedir?

Söylevde amaç, dinleyenleri kendi düşüncesinden yana çekmektir. Bu nedenle söylenen sözler ve söyleyiş biçimi inandırıcı, etkileyici, coşturucu nitelikler taşımalıdır.
İnsanları heyecanlandırmak, bir fikri, bir kanaati insanlara aşılamak ve benimsetmek önemlidir.


2. Özellikleri
Söylevci söylevin çeşidine ve konuya bağlı olarak anlaşılır sözcükler seçmeli; cümleler kısa, yalın, akıcı, içten ve etkili olmalıdır.
Söylevcinin, konuştuğu konuyu çeşitli yönleriyle iyice bilmesi ve söyleyeceklerine inanması gerekir.
Söylev veren kişi konuşmasını duruş, jest ve hareketleriyle desteklemelidir.
Söylevcilerin en önemli yeteneği toplulukları inandırmadaki güçleridir. Ayrıca iddiaları kanıtlaması ve dinleyicide oluşacak kuşkuları ortadan kaldırması gerekir.
Söylev tiyatro ile birlikte gelişmiştir.
Hemen her yazı türü yeri gelince söylevden yararlanır.
Sesi topluluğun sesine dönüştürme, coşturma, toplulukta duygusal doruklar ve insanda tartışma atmosferi yaratmak söylevin önemli özelliklerindendir.
Söyleyişte yersiz ve gereksiz vurgular, anlaşılmaz ve abartılı sözler, aşırı ses yükseltmelerinden kaçınılır.
Dilin alıcıyı harekete geçirme işlevi ile heyecana bağlı işlevi birlikte kullanılır.
Dinleyicilerin zevk, kültür düzeyleri ve gereksinimleri konuşmacı tarafından dikkate alınır.
Etkili, heyecanlı ve açık cümlelerle söylev bitirilir.
Konularına göre kaç tür söylev vardır?

Konularına göre söylevler
a. Siyasi söylev : Genellikle parlamentolarda, diplomatik toplantılarda, mitinglerde
söylenen siyasî amaçlı söylevlerdir.
b. Dinsel söylev : Tapınaklarda bireysel ve toplumsal sorunları dinsel açıdan yorum-
layan söylevdir. İslâmî toplumlarda bu tür söylevlere hutbe denir.
c. Hukuksal söylev : Mahkemelerde, yargılama sırasında suçlamak ya da savunmak
amacıyla söylenen söylevdir.
d. Akademik söylev: Akademilerde, bilim toplantılarında söylenen söylevdir.
Akademik kabullerde, açılış, kapanış ve ödül törenlerinde yapılan bilimsel içerikli
söylevler de vardır.
e. Askerî söylev : Ordunun moral gücünü yükseltmek ve güven duygusunu artırmak için askerlere yönelik verilen söylevdir.


Söylev türünün tarihsel gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Söylev türünün ilk örneklerini Eski Yunan ve Roma dönemlerinde görüyoruz. Eski Yunan edebiyatında Demosthenes (Demostenes), Lâtin edebiyatında Cicero (Çiçero), Fransız edebiyatında Bossuet (Bosse), Mirabeau (Mirabu) ve Robespiere (Robespiyer) ilk akla gelen tanınmış söylevcilerdendir.
Ülkemizde toplanma ve söz özgürlüğünün sağlandığı II. Meşrutiyette yetişen en tanınmış söylevciler Ömer Naci ile Hamdullah Suphi Tanrıöver'dir.
Cumhuriyet Döneminin en büyük konuşmacısı ise Mustafa Kemal Atatürk'tür. Mustafa Kemal Atatürk "Söylev"de bir tarih belgesi örneği vererek Türk ulusu ile yaşadığı tarih dilimini bu belgede ayrıntılarıyla yorumlar.

ÖRNEKLER

Türk Milleti;

Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır.

Kutlu olsun.

Bu anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım;

Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.

Bundaki muvaffakiyeti Türk Milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.

Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler yapacağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş'ale, müsbet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.

Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk milleti! Onbeş yıldanberi giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkundan, yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti;

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet Bayramını, daha büyük şereflerle,
saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

BAĞIMSIZLIK - ULUSAL EGEMENLİK ÜSTÜNE

Bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık onur ve şerefinin gereği olan her özveriye baş vurduğunu düşünerek avunur ve tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk, onursuz bir ulusa oranla, dost ve düşman gözündeki yeri elbette başka olur. Söylev'den

İnsanlığa yöneltilmiş fikir hareketi ergeç başarı sağlayacaktır. Bütün ezilen uluslar, zalimleri bir gün yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve ezilen sözcükleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma erişecektir. Bizim ulusumuz o zaman, bu amaca erişen uluslar arasındaki öncülükleri ile cidden övüneceklerdir. 1921 (Frunze ile yapılan görüşmeden)

Meclislerce yönetilen ülkelerde ise en yıkıcı durum, kimi milletvekillerinin yabancılar adına ve çıkarına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclisleri'ne dek girme yolunu bulabilen vatan hainlerini rastlanabileceğini, tarihin bu konudaki örnekleri ile inanmak zorunluluğu vardır. Bunun için ulus, vekillerini seçerken, çok dikkatli ve kıskanç olmalıdır. Ulusun yanılgıdan korunması için tek çıkar yol, düşünce ve davranışlarıyla ulusun güvenini kazanmış siyasal bir partinin, seçimlerde ulusa kılavuzluk etmesidir. Söylev'den

Kurtuluş için, bağımsızlık için eninde sonunda düşmanla, bütün varlığımızla vuruşarak onu yenmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz. ‘Ordu ile, savaş ile, inat ile bu işin içinden çıkılamaz.' biçimindeki kaynağı dışarıda bulunan öğütlere uymakla bir vatan. bir ulus bağımsızlığı kurtarılamaz. Tarih böyle bir olay yazmamıştır. Bunun tersini düşünerek hareket edeceklerin, acılı sonuçlarla karşılaşacakları kuşkusuzdur. İşte böyle yanlış görüşlü, yanlış anlayışlı kişiler yüzünden, Türkler, her yüzyıl, her gün, her saat biraz daha gerilemiş, biraz daha çökmüştür. Bu çöküş, yalnız maddesel olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki, çöküş ahlaki ve manevi değerleri de kapsamış görünüyor. Hiç kuşku yok ki, bu büyük memleketi, bu koca ulusu dağılıp yok olma uçurumuna sürükleyen başlıca neden bu olmuştur. 4 Mart 1922( TBMM Gizli Oturumu)

Artık bu saray, Tanrı'nın gölgelerinin değil, gölge olmayan, gerçek olan ulusun sarayıdır. Ben, burada ulusun bir bireyi, bir konuğu olarak bulunmakla mutluyum. 1927 Temmuzu (Dolmabahçe Sarayı'nda İst. halkının temsilcilerine yaptığı konuşmadan)

İçinizden ülkeyi ve ulusu en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak, bu sayede Meclis, sizin isteklerinizi yapmaya, layık olduğunuz refahı sağlamak gücüne sahip olacaktır. 16 Mart 1923 (Adana Türkocağı)

Ulusu uzun yüzyıllar uykuda bırakan çeşitli nedenler arasında gerçek bir noktayı bir sözcükle söylemiş olmak üzere diyebilirim ki, bütün yoksulluğumuzun kesin nedeni düşünüş sorunudur. İnsanlar ve insanlardan kurulu toplumlar, her şeyden önce bütün bireyleriyle doğru bir düşünüşe sahip olmalıdırlar. Düşünüşü zayıf, çürük, geri olan bir toplumun bütün çalışmaları boşunadır. Doğruyu söylemek zorundayız ki, bütün İslam dünyasının toplumlarında hep yanlış düşünüşler hüküm sürdüğü içindir ki, doğudan batıya denk İslam ülkeleri, düşmanlarının ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların tutsaklık zincirine bağlanmıştır. 20 Mart 1920 (Konya Türkocağı)

Bugün tutsaklık acıları altında inleyen birçok dindaşlarımız vardır. Bunlar için de kendi çevrelerinde bağımsızlıklarını kazanmaları ve tam bağımsızlıkla memleketlerinin refah ve yükselmesine çaba harcamaları en büyük temennilerimizdendir. 16 Ocak 1923

Bizim büyük utkumuzun yaratacağı büyük sonuçlar, yalnız Türkiye'nin yazgısı üzerinde etkili olmakla kalmayacak, aynı zamanda bütün mazlum ulusları kendi yaşam ve bağımsızlıklarını tehdit ve baskı altında tutan zalimlere karşı hareket için cesaretlendirecektir. 4 Kasım 1922

Bir ulus, kendi varlığını ve haklarını korumak için bütün gücüyle, bütün düşünsel ve maddesel güçleriyle ilgilenmezse, bir ulus kendi gücüne dayanarak varlık ve bağımsızlığını sağlamazsa, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. 1919 (Ankara'ya ilk geldiğinde kentin ileri gelen kişilerine verdiği Söylev'den)

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa örnek olmuş bir ulusuz. Söylev'den

Bir devlet ki kendi vergilerini koyduğu bir vergiyi yabancılardan alamaz. Gümrük işlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun gereksinimlerine göre düzenlemekten alıkonulmuştur. Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını kullanmaktan da yoksundur. Elbette böyle bir devlet bağımsız olamaz. 17 Şubat 1923 (İzmir İktisat Kongresi)

Bir devlet, bütün bağımsızlığına ve bir ulusun kısıtsız koşulsuz egemenliğine sahip bulunmadıkça, o devlet ve ulus için yaşamak, refah ve onur olamayacağını anlayan ulusumuz, bu amaçlarını sağlamadıkça yaşanamayacağına inanmıştır. 30 Ocak 1923 (Anadolu, Ahenk, Sada-i Hak, Şark, Yeni Turan Gazeteleri başyazarlarıyla yaptığı konuşmadan)

Türkiye halkı, kayıtsız koşulsuz egemenliğine sahip olmuştur. Egemenlik hiçbir biçimde, hiçbir anlam ve yol göstericilikte ortaklık kabul etmez. Halife olsun, ünvanı ne olursa olsun bu ulusun yazgısına ortaklık edemez. Ulus, buna kesinlikle göz yumamaz. 18 Kasım 1922 (TBMM Konuşması)

Egemenlik hiç kimsece, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik, güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk Ulusu'nun egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Ulusu bu saldırganlara artık yeter, diyerek ve bunlara karşı ayaklanıp egemenliğine eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan, Ulus'a egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, sorunu değildir. Sorun, zaten olupbitti durumuna gelmiş bir gerçeği açıklamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki, uygun olur. Yoksa, gerçek yine, yöntemine göre saptanacaktır; ama belki birtakım kafalar kesilecektir. 1 Kasım 1922 (TBMM)

Dünyada bağımsız bir devlet düşünülebilir mi ki, içişlerinde dostlarının da karışmasını hoş görsün. 18 Haziran 1922

Dünyanın bellibaşlı uluslarını tutsaklıktan kurtararak egemenliklerine kavuşturan büyük düşün akımları, köhne yapılara umut bağlayanların çürümüş yönetim yöntemlerinde yaşam gücü arayanların amansız düşmanıdır. 13 Ağustos 1923 (TBMM açış konuşması)

Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır. Ya başaramazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz. Söylev'den

Güzel yurdumuzu fakirliğe, memleketi yıkıntıya sürükleyen çeşitli nedenler içinde en büyüğü ve en önemli, ekonomimizde bağımsızlıktan yoksun oluşumuzdun. 16 Mart 1923 (Adana Türkocağı)

O saraylar ve o sarayların çevresini çevreleyen hainler, yüzyıllarca bu ulusu uykuda bıraktılar. O'nu nura koşmaktan alıkoydular. Onlar, bu ulusu ve ülkeyi yalnız iki zamanda düşünürlerdi. Biri parayı, öbürü askeri gereksediklerinde. 16 Mart 1923 (Adana Türkocağı)

Bütün dünya bilsin ki, en sonunda bu ulus, katıksız bağımsızlığının güven altına alındığını görmedikçe, yürümeye başladığı yolda bir an durmayacaktır. 17 Şubat 1923 (İzmir İktisat Kongresi)

Türkiye'nin hala açık ya da kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum uluslara kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır. 4 Ocak 1922

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ulusun yaşam ve bağımsızlığına suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların saldırılarına karşı savunma ve dış düşmanlarla işbirliği yapıp ulusu aldatmaya ve bozmaya çalışan iç hainlerin cezalandırılması için Ordu'yu güçlendirilmeyi ve onu ulusal bağımsızlığın dayanağı bilmeyi görev sayar. 13 Eylül 1920

Bağımsızlık ve özgürlüklerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun, sakatlandırmaya ve sınırlandırmaya asla hoşgörü göstermemek ve bunun için gerekirse, son bireyinin, son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek. İşte bağımsızlık ve özgürlüğün ne olduğunu, kapsamlı anlamını, yüksek değerini vicdanında kavramış uluslar için temel ve yaşamsal ilke. Ancak, bu ilke uğrunda, her türlü özveriyi, her an yerine getirmeye hazır bulunan ve bunu yapabilen uluslardır ki, insanlığın sürekli saygısını hak etmiş bir topluluk sayılabilirler. Bağımsızlık ve itibarını dünyaya tanıtmak nitelik, değer ve güvenine sahip olan ulusların uygarlık yolunda da hızlı ve başarılı adımlarla ilerlemek yetenekleri kabul edilmek gerekir. 20 Mayıs 1928

Biz, Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin kuvvetleri ve bilinen her çeşit olanaklarıyla Türk Ulusu'nu emperyalizmin aracı yapmak istemelerine engel oluyoruz. 20 Haziran 1920 (Çiçerin'in mektubuna yanıt)

Bireyler bilinçli olmadıkça, haklarının bilincinde bulunmadıkça, yığınlar istenilen doğrultuya, herkes tarafından iyi veya kötü doğrultulara sürüklenebilirler. 1919 (Ankara'ya ilk geldiğinde kentin ileri gelenlerine verdiği Söylev'den)

Biz memleket ve ulusumuzun varlığını ve bağımsızlığını kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize bağlı bulunuyorduk ve kendi gücümüze dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin ayartıcı vaatlerine aldanarak işe girişmedik