Aile, tarih boyunca bütün toplumların nüvesini oluşturan müessese olmuştur. Türk tarihindeki mevcut bütün anayasalarımızda da aile ‘Türk toplumunun temel müessesesi’ olarak kabul edilmiştir.
Sosyal amaçlı bir kurum olan ailenin kendi üyelerine ve topluma karşı sorumluluğu vardır. Toplumda sorunların çıkması ailenin keşmekeşleşmesiyle meydana gelmektedir. Huzurlu ve dengeli bir aile ortamında yetişen fertlerle toplumun sorunlarına kökten çözümler getirilebilir. Bir memleketin yükselmesi, ev ve aile muhabbetine bağlıdır.

AİLE TOPLUMUN ÖZÜDÜR

Aile topluma karşı sorumlu olduğu gibi kendi mensubu olan bireylere karşıda sorumluluğu vardır. Bu görevin yerine getirilmesiyle hem aile hem toplum huzuru ve saadeti yakalayacaktır. Aile bireyi her yönden yetiştirdiği gibi, kendisini toplumda en iyi şekilde temsil eden sosyal bir fert haline getirmelidir. Aile toplumun özüdür, onu tahribe yönelen her şey toplumun tahribine yönelmiş demektir. Kişi yalnızlığa itilip, toplumdan dışlanmamalıdır. Sosyal ilişkilerin bozulduğu, insanlığın manevi yönden boşluğa itildiği yalnız insanlar sürüsü batı toplumunda intiharların bu denli fazla olmasının sebebi budur.

BATI TOPLUMUNDA AİLE KUTSİYETİNİ KAYBETMİŞTİR

Kişinin aile ortamında ilgisiz bırakılıp, eğitilmemesi onun şer güçlerinin eline teslim edilmesidir. Batı toplumlarında ailenin kutsiyetini kaybetmesi ile birlikte toplumda kargaşa, anarşi kendini hissettirmiştir. Yine suçlu insanlara baktığımızda aile yapısı sağlam olmayan, ailesel birlikteliğin tesis edilememiş ailelerin fertleri oldukları gözden kaçmamaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençler ailenin değil toplumun etkisindedir. Kitle iletişim araçları yüzünden aile dışlanmış, bizim dinimize, örfümüze, âdetimize zıt olan ülkelerin yaşam tarzları taklit edilerek ahlaksızlıklar; yabancılardan korumak için dört tarafını kapattığımız, kat kat perde ile içerisinin görünmesini engellemeye çalıştığımız kutsal ailemizin içine medya aracılığıyla girmiştir ve genç dimağlara zehrini akıtmaktadır. Kralların bile giremediği bir kale olan aileye girmenin yolunu bulan şer güçleri, bu kaleyi içten işgal etmeye çalışmaktadırlar. Unutmamalılar ki kemandan zurna sesi çıkmaz. Her ağaç kendi kökünden vücut bulur. Kendi ailelerini tahrip ettikleri gibi Türk ailesine de zarar veremeyeceklerdir. Çünkü bu millet sahipsiz değildir.

Click here to enlarge

AİLEDE HUZUR TESİS EDİLMELİDİR

Bir tarlaya bakım yapılmazsa, ilgilenilmezse tarlada zararlı otlar yetişir. Peki, suç tarlada mı, yoksa ona gereken özeni göstermeyen tarlanın sahibinde midir? Elbette ki tarlanın sahibindedir öyleyse ailede birliğin, huzurun tesis edilmesi sağlanılmalıdır. Sürekli birbiriyle tartışan, aralarında sürtüşme olan ailelerin çocukları, huzurlu ailelerin çocuklarına oranla daha fazla suç işlemektedirler. Huzursuz bir aile ortamında yetişen her 100 çocuktan 78’i, huzurlu bir ortamda yetişen her 100 çocuktan 4’ü suç işlemektedir.
* 500 suçlu çocuğun %56,3’ü evliliği ilk altı yılda bozulan ailelerden gelmektedir.
* 444 çocuğun % 40’ı ilk beş yaş içerisinde anne yahut baba şefkatinden mahrum olanlardır.
* 316 çocuğun % 98 ‘ini baba desteği olmayanlar oluşturmaktadır.
* Suçlu çocukların sadece % 11 ‘ini anne ve baba şefkati görenler oluşturmaktadır.
SUÇLULUK ORANININ ARTMASI AİLEDEN KAYNAKLANIYOR.
Gençlerde meydana gelen suçların ve kusurların % 90.36 ‘sının aile ve çevresinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bunların tedavisinin % 89.33 ‘ ünün ise ancak aile ve yakın çevrenin desteği ile uygulanabilir olduğu anlaşılmıştır.
AİLE FERTLERİNİN DEĞERLİ VE VAZGEÇİLMEZ OLDUKLARI ONLARA HİSSETTİRİLMELİDİR.
Kişiler kişiliklerinin oluşmasından itibaren–doğumla başlayan ve devam eden bir süreçtir.–dini duygular ve inançlarla donatılmalıdır. Sonrasında ise dinimizin vermiş olduğu topluma aidiyet ve kardeşlik ruhuyla, toplumda sevgi, saygı, birlik ve beraberlik sağlanmalıdır. Ailede değer gören ve yerinin hiçbir şekilde doldurulamayacağına inanan kişi bu inançla cemiyet hayatında yerini a