1920-1940 yılları arası Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında Roman ve Öykü



1923- 1940 yılları arasında roman ve öykü dalında Ürün veren yazarlara bakıldığında, bunların çoğunluğunun, "önceki dönemlerden bu döneme geçen yazarlar" olduğu görülür. Bu yazarların kimi, Cumhuriyet döneminde de kendi döneminin sanat anlayışını sürdürmüşler. Milli Edebiyat döneminde adlarını duyuran yazarlardan bazıları da olgun Ürünlerini Cumhuriyet döneminde vermişlerdir. Bu nedenle onları Cumhuriyet döneminin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirebiliriz.



Doğu-Batı ikileminin, bireysel sorunların ve yer yer ruh çözümcülüğünün bu dönemde edebiyatta -sıkça- kendini gösterdiğine tanık oluyoruz. Kimi yapıtlarda ise öyküleme. betimleme ve çözümlemelerin bir arada verildiğini görüyoruz.



Cumhuriyet dönemi romanlarını incelediğimizde, ilk yılların roman yazarları olarak adları geçenlerden Yakup Kadri ve Halide Edip. öykülerini Cumhuriyet öncesi yıllarda yayınlamışlardır. Bu iki yazarımızla birlikte değerlendirdiğimiz Reşat Nuri Güntekin. Cumhuriyet döneminde dört öykü kitabı yayımlamıştır. Öncelikle -Reşat Nuri Güntekin olmak üzere- bu üç yazarımız bilinçli olarak "köye ve Anadolu'ya" açılmışlardır. Özellikle 1930'dan sonra -romana nazaran- gelişmenin öykü yönünde olduğu görülmektedir.



Cumhuriyetin ilk kuşak edebiyatında -önemle- göz ardı edilemeyecek bir nokta var: Özellikle 1925 yılından sonra "Takrir-i Sükün Kanunu" ile özgürlüklerin kısıtlanması. edebiyatı da olumsuz yönde etkilemiştir. Bu etkileniş sonucunda duygusal, acıklı olaylar üzerine kurulmuş, rastlantılarla gelişen, zengin-yoksul, iyi-kötü gibi kalıplaşmış konulara yer veren yapıtlar oluşturulmuştur.



Sosyal konular giderek ağırlık kazanırken bireysel konulara ilgi azalmıştır. Bu dönemde, Anadolu'daki sosyal sorunlar cumhuriyetin ilanıyla başlayan toplumsal değişimler, batılılaşma, köy ve kasaba yaşamı, Türk tarihi ve bireylerin psikolojik bunalımları işlenen başlıca konulardır. Bütün bu konular gerçekçi bir anlayışla ele alınmıştır. Romantik duyarlılıkla ele alınan konular önemli yer tutmaz. Şiirde olduğu gibi hikaye ve romanda da sade bir dil ve açık bir anlatım kullanılır.



Yeni bir tür olarak roman ve hikaye, edebiyatımıza Tanzimat'tan sonra girmiştir. Cumhuriyet döneminin yazarları, belli bir gelişmeyi sağlamış olan hikaye ve romanı daha da geliştirmek için çabalamışlardır.



Bu dönemde roman türü gelişmesini sürdürürken, konular da bireysellikten, toplumsallığa doğru açılmaya başlandı. Toplumsal ve kültürel farklılaşmalar, ülke ve toplum sorunları dönemin en çok ele alınan konulan oldular.

Cumhuriyet dönemi roman yazarlarını, toplumdaki yapılanmaya bağlı olarak iki yönlü ince¬lemek doğrudur. Bazı yazarlar, Milli Edebiyat Akımı'nın etkisiyle halka yönelen bir anlayışla eserler verirler. Bazıları ise eski ve yeni çatışmasının yarattığı sorunları ele alarak ayrı bir çizgi izlerler.



Kurtuluş Savaşı, bu dönem romanlarında önemli bir yer tutar. Yakup Kadri, eserlerinde Türk toplumundaki kuşaklar arası değişimi işler. Reşat Nuri, toplumsal konuları ve aşkı ele alır. Halide Edip, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki kadının kimlik arayışını anlatır. Peyami Safa,ruhsal bunalımları, yanlış batılılaşma anlayışını romanlarında verir. Cumhuriyet öncesi yaşamı yansıtan romanlarıyla Abdülhak Şinasi ilgi çeker.



Toplumsal değişimin getirdiği koşulların bilincinde olan bazı yazarlar da eski-yeni çatışma¬sını ele alırlar. Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Mithat Cemal Kuntay gibi yazarlar eserlerinde sosyal değişikliklere bağlı olarak eski ile yeninin bir tür karşılaştırmasını yaparlar.



Bu dönemde bireysel konulardan toplumsal konulara geçilmiştir. Bu bağlamda köy ve ka¬saba yaşamı, bu çevrelerin insanlarının çelişkileri, çıkmazları ele alınır. Tarihi konuların yanlış batılılaşma çabasının psikolojik bunalımların işlenmesine devam edilir.



Milli Edebiyat Akımı döneminde Ömer Seyfettin, Refik Halit, Memduh Şevket hikayeleriyle bu türün edebiyatımızdaki yerini sağlamlaştırırlar.

Kurtuluş Savaşı yıllarından sonra batı edebiyatından yapılan çeviriler, cumhuriyetin getirdiği sosyal değişimler, eğitim alanındaki gelişmeler, hızla artan bir okur kitlesi yaratır. Hikaye de şiir gibi, bu dönemde en çok kullanılan edebi türdür. Hikaye yazarları ülke ve toplum gerçeklerine eğilmeye başlar. Bu dönemde, özellikle küçük hikaye türü büyük gelişme gösterir. Hikayeler genellikle bir olaya dayandırılır."Serim, düğüm, çözüm" planına uygun ürünler verilir.



Yakup Kadri ve Halide Edip'in hikayeleri Cumhuriyetten önce yayımlanmıştır. Reşat Nuri'nin hikayeleri 1927- 1930 yılları arasında basılmıştır. Bu hikayelerde, realist anlayışa uygun insan-yer ilişkisini ele alan yaşanmış olaylar tercih edilir.



1925'ten sonra, Memduh Şevket döneminin klasik hikaye anlayışına pek uymayan bir anlatım tekniğiyle önemli bir isim haline gelir. Dönemin hikayelerinde kullanılan ortak dil, toplumun anla¬yabileceği sadeliktedir.

Bunlardan başka, 1923'ten sonra eserler veren hikayecilerimizden bazıları şunlardır: Selahattin Enis. Osman Cemal Kaygılı. Aka Gündüz. Ercüment Ekrem Talu. Kenan Hulisi Koray. Sadri Ertem. Nahit Sırrı. Bekir Sıtkı Kunt. Sabahattin Ali. Ümran Nazif Yiğitler. Samet Ağaoğlu. Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı). Sait Faik Abasıyanık vb.



Bu dönem roman ve hikayelerinde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Yazarların çoğu Anadolu'ya yönelmiş. Anadolu insanını ve coğrafyasını işlemişlerdir. Anadolu gerçeği, bütün yönleriyle ele alınmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı ve bu savaşın ortaya çıkardığı toplumsal gerçekler, Türk tarihi ve Atatürk ile ilgili konular öne çıkarılmıştır, insan psikolojisini ele alan eserler de bu dönemde önemli bir yer tutar.



Dönemin romanlarından seçmeler





Halide Edip ADIVAR:



Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1926): Halide Edip'in roman yazarlığında yeni bir açılıştır. Bu romanlarda ulusal savaş yıllarında Anadolu'yu ve Anadolu'nun çeşitli sorunlarını işlemiştir.



Sinekli Bakkal (1936) ve Tatarcık (1939): Birer töre romanıdırlar. Halide Edip asıl başarıya bu romanlarla ulaşmıştır.



Kalp Ağrısı (I 924) ve Zeyno'nun Oğlu (1928): Birbirinin devamı olan bu iki roman. Diyarbakır'ı merkez alarak doğudaki isyanı yansıtıyorlar. Zorunlu olarak Diyarbakır'a gelen İstanbul sosyetesinin Anadolu'yu küçümseyişi de bu romanlarda işlenmiştir.





Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU:







Kiralık Konak (1922): Yayımlanış tarihine göre zaman bakımın¬dan oldukça geriye giden bir romandır. Bu roman Tanzimat'tan 1. Dünya Savaşı sonuna değin yetişen üç kuşağı gözden geçirmiştir. Kiralık Konak'la Osmanlı toplumunda, Batı'nın çeşitli etkileriyle, kuşaklar arasındaki duygu, düşünce ve dünya görüşü yönünden ortaya çıkan ayrılıkları, bu yüzden bir ailenin çöküşü anlatılmıştır.



Nur Baba (1922): Bektaşi tekkelerindeki yaşayış ve tekkelerin bozulmaya başlayışı anlatılmıştır.

Hüküm Gecesi (1927) Bu roman. IL. Meşrutiyet sonrası parti çekişmelerine dayandırılmıştır. Özellikle İttihat ve Terakki yönetimine karşı girişilen savaşım ve ünlü gazeteci Ahmet Samim'in öldürülüşü konu edilmiştir.



Sodom ve Gomore (1928): Bu romanda, İstanbul'un kuşatılmış yılları konu alınmıştır. Romanda, kuşatıcı güçlerle işbirliği yapan ahlakça düşkün kişilerin çevresiyle: bu işbirliğinin yarattığı alçalmanın ancak Anadolu'daki direniş hareketinin sürdürülmesiyle yok olacağına inanan bir kişi karşılaştırılıyor.



Yaban (I 932): Yakup Kadri'nin Anadolu'ya açılışının ürünüdür. Milli mücadele yıllarında. birdenbire Anadolu gerçeğiyle karşı karşıya gelen yazar, -Anadolu'yla hiç ilgilenmediği için- Türk aydınının suçlanışına tanıklığını anlatmıştır.



Ankara (1934): Yaban'ın bir devamı olarak kabul edilen Ankara'da, Yaban'da ortaya konan kimi sorunların nasıl çözümlenebileceği anlatılmıştır.



Bir Sürgün (1937): Tarihsel konu bakımından Hüküm Gecesi'ne temel olabilir. Bu eserde de II. Abdülhamit'in yarattığı aydın tipini, Osmanlı'nın son yıllarındaki çözülüş ve çöküşünü ele alır yazar, ayrımına vardığı tarihi gerçekleri de anlatımına katmıştır.





Reşat Nuri GÜNTEKİN:



Çalıkuşu (1922): Birbirini seven iki gencin kavuşmakta güçlüklerle karşılaşması gibi geleneksel bir tema işlemiştir. Herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazılmış olması, bol serüvenle örülü bir anlatım tarzı geliştirmesi ve Anadolu'ya açılışın karşılaştırdığı toplumsal sorunlar yazarın ün kazanmasını sağlamış; yaygın bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. (Önce bir oyun olarak yazılmış olan Çalıkuşu, sahneye konulamayınca romana dönüştürülmüştür.



Dudaktan Kalbe (1925) ve Akşam Güneşi (1926) adlı romanları da Çalıkuşu örneğinde olduğu gibi yazarın ilk döneminin duygusal romanlarıdır.