Go Back   Yazılı Soruları-Soru Bankaları-Yaprak Test-2009-2010 Yazılı Sınav Soruları ve Cevapları > İlköğretim 2.Kademe Yazılı ve Sınav Soruları > Türkçe Dersi Yazılı ve Sınav Soruları > Türkçe Ders Notları

SÖZCÜKTE ANLAM (Konu Anlatımı, Çözümlü Örnekler,Test)

Türkçe Ders Notları
SÖZCÜKTE ANLAM (Konu Anlatımı, Çözümlü Örnekler,Test) Konusunu Görüntülemektesiniz.->İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en önemli araç dildir. Dil ise, sözcüklerden oluşur. Sözcük, anlamı olan ve cümle kurmaya yarayan ses değerine sahip birimdir. Sözcüklerin çoğu tek başına bir anlam bildirir; ...

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-10-2011, 06:43 PM   #1 (permalink)
Kullanıcı Adı
Administrator
Standart SÖZCÜKTE ANLAM (Konu Anlatımı, Çözümlü Örnekler,Test)

          
İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en önemli araç dildir. Dil ise, sözcüklerden oluşur.
Sözcük, anlamı olan ve cümle kurmaya yarayan ses değerine sahip birimdir. Sözcüklerin çoğu tek başına bir anlam bildirir; ancak kimi sözcükler tek başlarına belirgin bir anlam taşımazlar.
Örneğin; "çiçek, ev, korku..." sözcükleri, tek başlarına bir anlam bildirirler. "Gibi, sanki, de, oysa..." gibi sözcükler, cümle içinde kullanıldıklarında anlam kazanırlar.
Anlam, sözcüklerin, olguların, davranışların, zihnimizde yarattığı nesne ya da kavramdır.

ANLAMSAL AÇILIMLARINA GÖRE SÖZCÜKLER
A) GERÇEK ANLAM
Sözcüğün temel anlamı ile yan anlamlarına gerçek anlam denir.
1. TEMEL (İLK) ANLAM
Konuluş anlamı da denilen temel anlam, sözcüğün başlangıçta yansıttığı ilk ve asıl anlamıdır.
Belirli bir gereksinim sonucu ortaya çıkan her sözcük öncelikle bir anlama sahiptir. Bu anlam, sözcüğünzamanla kazanacağı diğer anlamların başında yer alır; yeni anlamların ortaya çıkışında onlara rehberlikeder.
Sözcüklerin ilk defa ne zaman doğduklarını, ilk anlamlarını ne zaman kazandıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak birçok bilim adamının üzerinde anlaştıklan nokta, insanların öncelikle kendi organlarını, yaşamlan ile ilgili önemli nesneleri adlandırmış olmalarıdır.
Bu durumda "göz, kol, boğaz, baş ..." gibi sözcükler, organ adı olarak kullanıldıklarında temel anlamlıdır.
Yine somut varlıkları karşılayan "bıçak, yılan, hava..." gibi sözcükler, varlığın adı olarak kullanıldığında temel anlamlıdır.Eylem adlarının da öncelikle somut durumları kar*şılayan anlamları temel anlamdır.
Örneğin; "çürümek" eyleminin temel anlamı, "or*ganik bir maddenin türlü dış etkilerle bozulması, ko*kuşması, özelliğini yitirmesi" dir.
"Boğaz, hava, çürümek" gibi sözcüklerin başka anlamları da vardır. Bu sözcüklerin temel anlamlarını belirleyebilmek için şu cümleleri inceleyelim:
Boğazı yırtılırcasına bağırıyor, haykırıyordu. (boynun ön kısmı ve bu kısmı oluşturan organlar)
Şu dağları aşmanın tek yolu boğazdan geçmek. (iki dağ arasındaki dar geçit)
Şişeyi boğazına kadar doldurdu. (bir şeyin ağzına yakın olan kısmı)
Sözcüğün temel anlamı, "boynun ön kısmı ve bu kısmı oluşturan organlar" dır. Diğer cümlelerde yer alan anlamlar ise, "bazı nesnelerin" ve "doğadaki ba*zı oluşumların", "boğaz"a benzerliğinden kaynaklan*mıştır. (Yan anlamlardır.)
Hava canlıların solunumuna yarar. (renksiz, kokusuz gaz karışımı)
Buranın havası bana iyi geldi.
(iklim ve sağlık bakımından ortamın durumu)
Bugün hava çok bulutlu. (gökyüzü)
Sözcüğün temel anlamı ilk cümlede verilmiştir. İkinci cümlede "hava"nın iklim ve sağlık üzerindeki et*kisi düşünülerek "belirli koşullar" yerine "hava" kulla*nılmıştır. Üçüncü cümlede ise, "gökyüzünün durumu", "hava" sözcüğüyle karşılanmıştır (Yan anlamlar).
Aldığım elmalar iki gün içinde çürüdü. (organik bir maddenin türlü dış etkilerle bozulması, ko*kuşması, özelliğini yitirmesi)
Bu olay karşısında davası kendiliğinden çürüdü. (temelsiz ve kanıtsız kalmak)
Sözcüğün temel anlamı ilk cümlede verilmiştir. Sözcük, ikinci cümlede temel anlamından tümüyle uzaklaşmıştır (Mecaz anlam).
2. YAN ANLAM
İnsanoğlu, binlerce yıllık tarihi içinde dili oluşturur*ken bilgisine, yaşantısına, teknik gelişmesine bağlı olarak gereksinim duyduğu sözcükleri yaratma yoluna gitmiştir. Ancak gereksinim duyulan her durumda ye*ni bir sözcük türetilmemiş, aralarında ilgi bulabildiği anlamları - bir tür tutum yoluna giderek- aynı sözcük*le karşılamaya çalışmıştır.
İşte sözcüğün zamanla temel anlamı dışında; an*cak temel anlamıyla ilgili olarak kazandığı yeni anlam*lara yan anlam denir.
Dilini dişleri arasına aldı, ısırır gibi yaptı.
(tat alma organı)(Temel anlam)
İnsanlar arasında en mükemmel anlaşma aracı dildir.(ses imleri sistemi) (Yan anlam)
Hazır araba varken eşyayı eve atalım. (Yan anlar (bir yerden bir yere taşımak)
UYARI
Sözcüğün yan anlamı, temel anlamıyla ilgikurulabilecek bir nitelikte olmalıdır. Bu anlam ilgisi kurulamıyorsa, sözcük ya mecaz anlamlıdır yada eşseslidir.
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerden hangisinde altı çizilisözcük temel anlamıyla kullanılmıştır?
A)Elini incittiği için yazı yazamıyormuş.
B)Karşı sokağın ağzında duran çocuk ağlı
C)Beşiktaş sırtları pırıl pırıl, Boğaz masmavi
D)Kolu yırtık, örme bir ceketle gelmiş.
E)Yokuşun başında derin bir nefes aldı.
ÇÖZÜM: Organ karşılığı olarak kullanılan sözcüğün temel anlamıdır. Bu adlar, yakıştırma yaka*la diğer varlıklar için de kullanılabilir. Sözcüğün bt yolla kazandığı yeni anlam yan anlamdır.
A seçeneğinde "el" sözcüğü "tutma organı"nı karşıladığı için temel anlamlı, diğer seçeneklerdeki altı çizili sözcükler yan (yakıştırma) anlamlıdır.
YANIT : A
B) MECAZ ANLAM (DEĞİŞMECE ANLAM)

Sözcüğün gerçek anlamından sıyrılarak başkakavramlar yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir.
Bu anlam olayında sözcük, gerçek anlamından tamamen sıyrılır. Temel ve yan anlamlar arasında sözcüğün işleviyle ilgili bir yakınlık varken, mecaz anlamla temel anlam arasında ilgi kurulamaz.
Mecaz anlam genellikle aktarmalara dayanır.
İki çeşit aktarma vardır:
1. DEYİM AKTARMASI (İSTİARE)
Deyim aktarması, sözcüğün dile getirdiği kavram*la bir başka kavram arasında çoğu kez benzetme Do*luyla bir ilişki kurarak, sözcüğü o kavrama aktarma olayıdır (Benzerlik ilgisiyle bir sözcüğün başka bir sözcüğün adının yerine kullanılması.).
Dilimizde deyim aktarmalarının başlıca türleri şunlardır:
*İnsanla ilgili sıfatların doğaya aktarılması (in*sandan doğaya aktarım)
Yorgun sarı yaprakları, alçakgönüllü söğütleri, güleryüzlü dereleri vardı Anadolu'nun.
Yazında bu aktarma çeşidi kapalı eğretileme (is*tiare) diye adlandırılır (Sadece benzeyenle yapılan is*tiaredir.)
*Hayvan, bitki, maden adlarının insana aktarıl*ması (doğadan insana aktarım)
Yazında açık eğretileme (istiare) olarak adlandı*rılan bu deyim aktarması en yaygın aktarma biçimidir (Sadece kendisine benzetilenle yapılan istiaredir.).
Bu varlıklara bazı nitelikler verilmiş, insanlar bu ni*telikleri taşıyan varlığın adıyla anılmışlardır.
Örneğin; "ayı" ya "kaba, görgüsüz" niteliği veril*miş. "Ayıya bak!" ifadesiyle kaba, görgüsüz insan anlatılmaya çalışılmıştır.
İnek, eşek, yılan, domuz, köpek... gibi hayvan ad*ları; hıyar, armut... gibi bitki adları, elmas, altın, pırlanta... gibi maden adları, bu kullanıma sadece birkaç örnektir.
*Doğadaki nesnelerin niteliklerini yansıtan sı*fatların insana aktarılması (doğadan insana ak*tarım)
Sert, pişkin, yumuşak, hafif, ağır, yırtık... gibi nitelikler insanların nitelikleri olarak da kullanılır.
Çok pişkin adam canım, (utanması olmayan) Öğretmen çok sertti.
' Soyut kavramların somut kavramlarla anlatıl*ması
Somut kavramları yansıtan sözcükler, soyut durumların daha açık anlatılmasını sağlamıştır.
Baban sana çok kızmış, (öfkelenmek)
Dünkü davranışından dolayı sana çok kırgınım. (gücenmek)
Bu işte daha çok pişmesi gerekir, (bir işe alışıp be*ceriksizliği kalmamak)
Yine yürek, mide gibi sözcüklerin soyut anlamları bu kullanıma örnektir:
Bu kadar yürekli adam görmedim, (cesaretli)
Bu olayda mide bulandırıcı bir yön var. (kuşku uyandıran)
* Duyularla ilgili kavramların birbirine aktarılma*sı (duyudan duyuya aktarım)
Bu aktarma çeşidinde de herhangi bir duyuyla al*gılanması gereken bir kavram, bir başka duyu tarafın*dan algılanacak biçimde kullanılır.
Kadın acı bir çığlıkla irkildi.
Tat alma duyusuyla algılanması gereken "acı" kavramı, bu cümlede işitme duyusuyla algılanacak bi*çimde kullanılmıştır. Örnekleri çoğaltabiliriz:
Çiğ renkler kullanmış tablosunda.
Sıcak bir bakış bütün kırgınlıkları yok eder.
2. AD AKTARMASI (MECAZ - I MÜRSEL)
Benzetme amacı güdülmeden bir sözün, başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
Ad aktarmasını sağlayan başlıca ilişkiler şun*lardır:
* Bir yerde bulunanları anlatmak için o yerin adı söylenir:
Bütün sınıf arkasından ağladı, (öğrenciler)
* Yer adı söylenerek orada toplanan kurul anla*tılır:
Sivas mandayı kabul etmedi. (Sivas Kongresi üye*leri)
* Yer adı söylenir, bir antlaşma anlatılmak iste*nir:
Lozan bir yenilgi değildir. (Lozan Antlaşması)
*Yer adı söylenir, ülkeyi yönetenler anlatılır:
Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı.
*Yer adı söylenir, ülkeyi yönetenler anlatılır:
Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı.
*Sanatçı söylenir, eserleri anlatılmak istenir:
Montaigne'i her okuyuşumda yeni bir şey bulu*yorum (denemeleri)
*Sonuç söylenir, neden anlatılır:
Bütün gün tarlalara bereket saçtık. (tohum)
*Eşya söylenir, onu kullanan belirtilir:
Binlerce şemsiye cenazenin arkasından yürüyor*du. (insan)
*Bir varlığın parçası söylenir, bütünü anlatılır:
Çocuklarınızı emin ellere emanet ediniz, (o ellerin sahibi insanlara)
*Varlıkları belirten genel adlar söylenerek kap*samında olanlar belirtilir:
Şebboyu göstererek: "Bu ne güzel çiçek!" dedi.
*Bütün söylenir, parçası anlatılır: Kızılay'da ineceğiz. (Kızılay durağı)
*Bir yön adı söylenir, o yöndeki ülke, bölge, in*sanlar anlatılmak istenir:
Batı, Rönesans'tan sonra gelişti. (Batı ülkeleri, devletleri, orada yaşayan insanlar)
*Varlığa ait bir özellik, varlığı anlatmak için kul*lanılır:
Siyah - beyaz bu hafta da galip. (Beşiktaş veya benzer renklerdeki takım)
*Somut bir varlık söylenir, soyut bir kavram an*latılır:
O adamda kafa mı var sanki? (akıl)
*Soyut ad söylenir, somut varlık anlatılır:
Gönül ferman dinlemez. (Ferman dinlemeyen, insan*dır.)
* Dıştaki söylenir, içteki anlatılır:
Bir oturuşta bir tepsiyi silip süpürdü, (tepsinin içindeki yemek)
* Dıştaki söylenir, içteki anlatılır:
Tüp bitmiş, yemeği pişiremedim. (gaz)
ÖRNEK SORULAR
1. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi, mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
A) O yıllarda her gün bir olay oluyordu.
B) Ortalık ağarırken yola çıkacağız.
C) Babam şimdi bana köpürüyordur.
D) Köy meydanına varmadan atını durdurdu.
E) Dikkat, aklın en değerli çocuğudur.
ÇÖZÜM: A'da olay, "hadise"; B'de çıkmak, "yola koyulmak"; D'de meydan, "düz, açık, geniş alan";E'de değerli, "değeri yüksek olan" karşılığında gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır,
C'de "köpürmek" sözcüğü, "köpük çıkararak kabarmak" somut anlamından uzaklaşıp "öfkelenmek" soyut anlamıyla kullanılarak, mecaz anlam özelliği kazanmıştır. YANIT : C
2. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek anlamında kullanılmıştır?
A) İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
B) Bu söze, gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
C) Serindi; ama, tatlı bir ilkyaz akşamıydı.
D) Havalar ısınınca ağaçların tomurcukları patladı.
E) Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kusatmıştı.
(1984/II)
.
ÇÖZÜM: A'da coştu, "hızlandı" anlamıyla; B'de ince, "akıllıca" anlamıyla; C'de tatlı, "hoş" anlamıyla;D'de patladı, "açıldı" anlamıyla mecaz olarak kullanılmıştır.E'deki bodur, "çok kısa boylu ve tıknaz" anlamıyla, gerçek anlamında kullanılmıştır.
YANIT : E

*

3. ÇOK ANLAMLILIK
Dilin zenginliğinin ölçütlerinden biri de çevremiz*deki varlıkları, duygu ve düşünceleri
bütün açıklığıyla anlatacak sözcüklere sahip olmaktır. "Her anlama bir sözcük" ilkesine
göre, yaşantımıza yeni giren nesne*leri,kavramları karşılayan sözcükler türetilmektedir.
Ancak bunların hepsini yeni sözcüklerle karşılamak mümkün olmamaktadır.
Dilde bulunan sözcüklere yeni anlamlar yüklemek bir sözcüğün temel anlamı yanında
birden çok nesne*yi, kavramı yansıtmasına yani, çok anlamlılığa yol aç*mıştır. Sözcüğün
çok anlamlılığı, zamanla yan ve me*caz anlamlar kazanmasıyla gerçekleşir.
"Baş, yüz, çıkmak, atmak, kaba, acı, maden, ateş, hava, yatmak, yol..."
sözcükleri bunlardan birkaçıdır.

"Çevirmek" sözcüğünün zamanla yeni anlamlar kazanarak nasıl çok anlamlı
olduğunu örnek cümleLerle görelim:
Kapının topuzunu çevirdi, kapı açılmadı. (bir şeyi kendi ekseni
çevresinde döndürmek)
Arkadaş biziçevirip evine götürdü. (yolundan alıkoymak)
Bağın etrafını çitleçevirmişler.(bir şeyin çevresini bir şeyle sarmak)
Kendisine yollanan parayıçevirmiş. (kabul etmemek, geri göndermek)
Bize arkasınıçevirip oturdu. (bir yöne doğru dönmek)
Tüfeğini bize doğruçevirdi. (bir tarafa yöneltmek)
Son günlerde ne dolaplarçeviriyorsun? (dürüst olmayan davranışlar
gösterme)
ÖRNEK SORULAR
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde "bulmak" ey*lemi, ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Kristof Kolomb, Amerika'yı buldu.
B)Thomas Edison, ampulü buldu.
C)Robert Koch, kendi adıyla anılan basili buldu.
D)Ronald Amundsen, Güney Kutbu'nu buldu.
E)Pierre Curie ve eşi, radyumu buldu.
(1982/1)
ÇÖZÜM: A, C, D, E seçeneklerindeki "bulmak" ey*lemlerinde "önceden var olan bir
şeyi keşfetmek" an*lamı vardır.
B'deki "bulmak" ise "icat etmek" anlamıyla kullanıl*mıştır.
YANIT : B
2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "açmak" söz*cüğü "Yeni bir iş yeri açmak
için tüm hazırlıkları tamamlamış." cümlesindeki anlamıyla kullanıl*mıştır?
A)Televizyonu açmak için en son düğmeye ba*sacaksınız.
B)Sergi açmak için büyük ve aydınlık bir salon is*tiyormuş.
C)Lavabonun tıkanan borusunu açmak için ge*rekli pompayı bulamamış.
D)Kardan kapanan istanbul - Ankara yolunu aç*mak için hâlâ çalışıyorlar.
E)Yeni bir sınav açmak için üç ay beklemek gerekecek.
(1986/1)
ÇÖZÜM: "Açmak" sözcüğü A'da "bir aygıtı çalışır hâle getirmek"; C ve D'de "tıkalı ya
da kapalı olanı bu durumdan kurtarmak"; E'de ise "sınav için gerekli ha*zırlığı
tamamlayıp duyuruda bulunmak" anlamlarıyla kullanılmıştır.
Verilen örnek cümlede ve B seçeneğinde "aç*mak" sözcüğü, "kâr ve ticaret amacıyla
bir iş yeri oluş*turmak" anlamıyla kullanılmıştır.
YANIT : B


GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER
Kimi sözcükler kavramları, nesneleri, varlıkları topluca belirtir. Bu tür sözcüklere genel anlamlı söz*cükler denir. Örneğin yazı sözcüğü genel bir nitelik taşır. Edebiyat belli nitelikler taşıyan yazılara verilen toplu addır, bu nedenle yazıya göre sınırlı ve özel bir nitelik taşır. Ancak roman, şiir, deneme, eleştiri, makale gibi türlerin tümünü içerdiğinden geneldir de. Roman, edebiyata göre özel anlamlı bir sözcüktür. Romanların birçok türleri olduğu düşünülürse, roman, Araba Sevdası'na göre geneldir.
Varlıkları ya da kavramları tek tek sınırlı anlam bo*yutları içinde karşılayan sözcüklere de özel anlamlı sözcükler denir.
Sözcüklerin bu genelden özele gidişi, basamaklı bir nitelik taşır. Bu durumu şöyle gösterebiliriz:
Özelden Genele
dut ağacı
ağaç
bitki
canlı
Genelden Özele
yazı
edebiyat
roman
Araba Sevdası
ÖRNEK SORU
Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili sözcük, en genel anlamlıdır?
A)Bahçıvan bahçeye çjm ekiyor.
B)Dört yapraklı yonca bulmaya çalışıyor.
C)Biçilmiş al yığınları arasından geçtiler.
D)Her yemeğe maydanoz koyarım.
E)Isırgan bir çok derde devadır, denir.
ÇÖZÜM: C seçeneğinde verilen ot sözcüğü genel bir kavramı karşılar. Çim, yonca, maydanoz, ısırgan gibi küçük bitkiler, ot sözcüğünün kapsamı içindedir.
YANIT: C
SOMUT VE SOYUT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Sözcüklerin bir kısmı duyu organlarımızla algıla*yabileceğimiz, uzayda boyutları olan ya da ölçülebilen varlıkları karşılar: bulut, hava, ses, ova, dağ, kırmızı... vb. Bu tür sözcüklerin anlamları kişiden kişiye de*ğişmez, söylendiğinde ya da duyulduğunda herkesin düşüncesinde aynı tasarım canlanır. Böyle sözcükle*re somut anlamlı sözcükler denir. Sözcüklerin bir kısmı ise, duyu organlarımızla al*gılayamadığımız, nesnelliği olmayan, zihnimizde yer alan kavramları karşılar: sevgi, düşünce, umut, üzüntü, özlem, duygu... vb. Bu tür sözcüklere de so*yut anlamlı sözcükler denir.
Sabaha kadar yağmur yağdı.
Yukarıdaki cümlede "sabah", "yağmur", "yağdı" sözcükleri somut anlamlıdır. Sözcükler kişiden kişiye değişmez, cümlenin anlatımı da nesneldir.
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Bu cümlede ise, "güzel" ve "mahvetmek" söz*cükleri soyut anlamlıdır. "Havanın güzelliği" ve "insa*nı perişan etmesi" kişiden kişiye değişir, cümlenin an*latımı özneldir.
Eylemler, duyularımızla algılanıyorsa somut; algı*lanmıyorsa soyut anlamlıdır. Sözcük cümledeki kulla*nımına göre somut ya da soyut anlam kazanır.
Geçerken koluma vurdu, (somut) Beni yüreğimden vurdu, (soyut)
Anlam genişlemesi yoluyla somut anlamlı bir ad, bir de soyut anlam kazanabilir. Örneğin; somut anla*mıyla "baş" demek olan "kafa" sözcüğü, "Sen bu ka*fayı değiştir." gibi bir cümlede "zihniyet" anlamına ge*lerek soyut anlam kazanmıştır.
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "soğuk" söz*cüğü ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Soğuk havaya karşı hiç direnci yoktur.
B)Arkadaşının böyle soğuk davranmasına çok üzülmüştü.
C)Yaz kış soğuk suyla yıkanmayı alışkanlık edin*miştir.
D)Artık soğuk ve yağışlı günler başladı.
E)Güneşli ama soğuk bir günde yola çıktılar.(1988 / II)
ÇÖZÜM: A, C, D, E seçeneklerinde soğuk sözcü*ğü, "ısısı düşük olan" karşılığında somut anlamıyla kullanılmıştır.
B seçeneğinde ise "gönül kırmak, memnun olma*dığını hissettirmek" karşılığında kullanılarak soyut bir anlam kazanmıştır.
YANIT : B
NİCELİK VE NİTELİK ANLAMLI SÖZCÜKLER
Sayılabilen, ölçülebilen ya da azalıp çoğalabilen durumları belirten sözcükler nicel anlamlıdır.
İnce duvarlar ses geçirir.
Binlerce asker sınırlarımızı bekliyor.
Yüksek binalar beni ürkütür.
Bir kavramın, varlığın nasıl olduğunu belirten, başka varlıklardan, kavramlardan ayrılan özel*iiklerini bildiren sözcükler nitel anlamlıdır.
Kötü sözler söylemekten kaçınırım.
Ailemi küçük düşürmemek için elimden geleni yaptım.
Güzel bir gün geçirdik.
» UYARI
Sözcük, cümledeki kullanımına göre nicelik ya danitelik bildirir.
Kızılay'a yakın bir mahallede oturuyoruz.(nicelik)
Ayşegül yakın arkadaşlarımdan biridir. (nitelik)
Kent merkezine ağır taşıtların girişi yasaklanmış. (nicelik)
Ağır bir insan olduğu konuşmalarından anlaşıyor.(nitelik)
TERİM ANLAMLI SÖZCÜKLER
Terimler, bilim, sanat, teknik, spor gibi alanlarla ilgili sınırları belli, açık ve kesin anlamlı sözcüklerdir.
Günlük dildeki sözcüklerin kullanılış alanı geniş ol*duğuhâlde, terimler ancak ilişkin oldukları konulara ışık tutarlar. Bu yüzden de kullanım alanları daha dardıır.Terimlerin çoğu o alanla ilgili kimseler tarafından bilinir ve kullanılır.
Matematikte üçgen, yazında roman, dil bilgisinde kök,kimyada oksijen birer terimdir.
Kullanım alanı genişleyip günlük yaşamda yer alan terimler, genel kullanımlarında terim olma nitelik*lerini yitirir, dilin öteki sözcükleriyle aynı duruma gelir.
Örneğin, radyo, televizyon gibi sözcükler bu nes*nelerin bulunduğu ilk zamanlarda, ilk kez tanıtıldıkla*rında terim niteliği taşımış olsalar bile, bugün terim ol*maktan çıkmıştır. Ancak elektroniğe ilişkin bir sözlük*te geçen radyo ve televizyon yine birer terimdir.
"Ayak" sözcüğü, "Uzun süre beklediğimden ayak*larım ağrıdı."cümlesinde gerçek anlamıyla; "Halk şi*irinde genellikle yarım ayak kullanılır." cümlesinde "uyak" anlamıyla terim olarak kullanılmıştır. Buna göre günlük dilde yer alan bir sözcük, daha sonra te*rim niteliği kazanabilir.
prü dişçilikte, boğaz coğrafyada, perde tiyat*roda terim niteliği kazanmıştır.
Terimlerin Özellikleri
*Terimler genel olarak tek anlamlıdır:
yer çekimi (fizikte), makale (yazı nda) asparagas haber (gazetecilikte) ...
*Çok anlamlı terimler vardır:
İskele (gemicilikte)
a)güvertenin sol yanı
b)gemilerin yanaştığı kıyı bölümü
anlamlarıyla çok anlamlı özellik taşır.
*Biçim bakımından basit, türemiş, birleşik yapı*da olabilir:
Ayak - hece – kök (edebiyat) basit
kasılım (tıp) - saplantı (psikoloji) - duyarga (biyoloji) türemiş
üçgen (matematik) toplardamar (tıp) özgülağırlık (fizik) birleşik


SÖZCÜKLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER
1. EŞ ANLAMLILIK
Bir dilde anlamca birbirinin yerini tutan çok sayıda sözcük vardır. Sesleri ayrı olduğu hâlde anlamları ay*nı olan sözcükler arasındaki ilişkiye eş anlamlılık (an*lamdaşlık) denir:
"Konuyu örneklerle anlattı." cümlesinde "anlat*mak" yerine "açıklamak" sözcüğünü kullanmak cüm*lenin anlamını değiştirmez. Ancak, "Bu konuyla ilgili bir fıkra anlatayım." cümlesinde "anlatmak" yerine "açıklamak" sözcüğünü kullanamayız.
Bir sözcüğün başka bir sözcükle eş anlam oluştur*ması, o sözcüğün cümle içinde kazandığı anlama bağlıdır. Çünkü hiçbir dilde her zaman birbirinin yerini tutabilecek, birbirinin tam eşi anlama gelen birden faz*la yerli sözcük bulunmaz.
Kısaca Türkçe sözcükler arasında eş anlamlılık değil, yakın anlamlılık ilişkisi vardır.
Yabancı dillerden Türkçeye geçen sözcüklerin bolluğu dilimizde eş anlamlılık olgusunu doğurmuştur.
ana - validetanık - şahit
ölüm - vefatkuşku - şüphe
sınav - imtihanyaşam - hayat
değer - kıymetsözcük - kelime
UYARI
Eş anlamlı sözcüklerin aynı cümlede kullanıl*ması anlatım bozukluğuna yol açar.
2. YAKIN ANLAMLILIK
Eş anlamlı gibi görünüp çoğunlukla birbirinin yeri*ne kullanılabilmelerine karşın, aralarında az çok an*lam farkı bulunan sözcükler arasındaki ilişkidir.

bezmek bıkmak usanmak
çekinmek utanmak sıkılma
sızı sancı ağrı
gitmek ayrılmak uzaklaşmak
Bunlar arasındaki anlam ayrılıkları kullanımda da*ima kendini belli eder. Örneğin, "sızlamak, sancımak, ağrımak" sözcükleri eş anlamlı gibi görünür. Ancak,
"Soğuk ya da sıcak bir şeyler içtiğim zaman dişlerim sızlıyor."cümlesinde "sızlamak" yerine "ağrımak" ya da "sancımak" sözcüklerini kullanamayız.
Çünkü "ağrımak" derinden duyulan sürekli acıyı, "sancımak" ise, daha çok iç organlarda saplanma bi*çiminde başlayan, azalıp çoğalan ağrıyı anlatır.
"Sızlamak" sözcüğünün verdiği "hafif ve geçici ağrı"yı bu iki sözcük karşılamamaktadır.
ÖRNEK SORU
I.Onun böyle davranmasına önce bir anlam ve*remedim.
II.Bir zamanlar ben de seyahati severdim.
III.Bu işe yıllarca emek vermiş bir insandı.
IV.Çoktandır böyle güzel bir film izlememiştim.
V.Eskiden burada yemyeşil bir orman vardı.
Bu cümlelerin hangilerindeki altı çizili sözler birbirine yakın anlamdadır?
C) II. ve V.

A) I. ve IV. B) II. ve III. D) III. ve IV. E) III. ve V.
(1989/11)
ÇÖZÜM: I. cümlede "önce" sözcüğü, "başlangıç*ta"; III. cümlede "yıllarca" sözcüğü, "çok uzun bir sü*re"; IV. cümlede "çoktandır" sözcüğü, "uzun zaman*dan beri" gibi farklı anlamlarda kullanılmıştır.
II. cümlede geçen "bir zamanlar" sözcüğü ile V. cümledeki "eskiden" sözcüğü, birbiri yerine kullanıla*bilen yakın anlamlı sözcüklerdir.
YANIT : C

3. KARŞIT ANLAMLILIK
Anlam bakımından karşıtlık içeren sözcüklerin kurduğu ilişkiye karşıt anlamlılık denir:
Karşıt anlamlılık ilişkisi içinde olan sözcüklere te*zat sözcükler denir.

dar - geniş içeri - dışarı
kapalı * açık alt - üst
şişman - zayıf güzel - çirkin
alçalmak - yükselmek inmek - çıkmak
UYARILAR
Dilde her sözcüğün karşıt anlamlısı yoktur:
görmek - ................. uçmak - .................
yeşil - ................... duygu - ..................
söz - ................... sevgi - ..................

Genellikle nitelik ve nicelik bildiren sözcük rin ve kimi eylemlerin karşıtları vardır:
almak - vermek gülmek - ağlamak
Bir sözcüğün karşıt anlamlısının hangi söz*cük olduğu cümlede kazandığı anlama göre belirlenir:
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." cümlesinde "doğru" karşıtı, "yalan";
"Sen bu konuda doğru davranıyorsun." cümlesinde "doğru" karşıtı, "yanlış";
"iki noktayı doğru bir çizgi ile birleştirelim." cümlesinde "doğru" karşıtı, "eğri" dir.
* Bir sözcüğün karşıt anlamlısı, olumsuzluk alan sözcük olarak düşünülmemelidir:
tatlı (karşıtı "tatsız"değil)-acı
ağlamak (karşıtı "ağlamamak" değil) - gülmek
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "hafif" sözcü*ğü "Kurşun ağır bir madendir." cümlesindeki "ağır" sözcüğünün anlamca karşıtıdır?
A)Kaç gündür midemde hafif bir ağrı var.
B)Hastalığı geçene kadar hafif bir işte çalışması gerekiyormuş.
C)Eline alınca hangisinin daha hafif olduğunu anlarsın.
D)Savaşta hafif bir yara almıştı.
E)Araba harekete geçerken hafif bir sarsıntı his-
sediliyor.(1985/II)
ÇÖZÜM: "Hafif" sözcüğü A'da "rahatsız edici ol*mayan"; B'de "güç ya da yorucu olmayan, kolay"; D'de "önemli olmayan"; E'de "etkili ve zorlu olmayan" yan anlamlarıyla kullanılmıştır.
Örnek cümlede geçen "ağır" karşıtı olan "hafif" sözcüğü, "tartıda ağırlığı az gelen" anlamındadır. Söz*cüğün bu temel anlamı C seçeneğinde verilmiştir.
YANIT : C

4. SESTEŞLİK (EŞ SESLİLİK)

Yazılışları ve söylenişleri aynı olan ancak araların*da anlam ilgisi kurulamayan sözcükler arasındaki iliş*kidir. Bu ilişkiyi oluşturan sözcüklere "eş sesli" ya da "sesteş" sözcükler denir.
düş: rüya
düş : düşmek eyleminin kökü
sır: GİZ
sır : bazı maddelerin dış yüzeyine kaplanan emaye
ÖRNEK:
"Yüzünün bu kadar güzel olduğunu fark etmemiş*tim. " cümlesindeki "yüz", "çehre" anlamındadır.
"Sınavdan yüz aldığını duyunca çok sevindi." cümlesindeki "yüz" sözcüğü ile yazılış ve söylenişle*ri aynı olmasına karşın, anlam yönünden farklıdır.

UYARILAR
*Sesteşlik, aynı türden sözcükler arasında görülebileceği gibi, ayrı türden sözcüklerde de görülebilir:
yüz - : batmadan suyun yüzeyinde ya da içinde bulunmak
yüz- : derisini soymak
*Çok anlamlılık ile eş seslilik birbirine karıştı*rılmamalıdır. Çok anlamlı öğelerin anlamları ara*sında mutlaka bir ilgi vardır. Eş sesli öğelerin ses değeri aynıdır; ancak anlamları arasında hiçbir ilgi yoktur:
ekmek : undan yapılan yiyecek
ekmek : toprağa tohum atmak

Sözcüklerinin eş sesli mi çok anlamlı mı olduğu*nu şu cümlelerdeki anlam ilgilerine bakarak belirle*yelim:
I.Bu yıl tarlaya buğday ekmek istedi. (toprağa tohum atmak)
II.Bir dilim ekmeğe muhtaç kaldık. (undan yapılan yiyecek)
III.Ben daha ekmek yemedim. (yemek)
İkinci ve üçüncü cümlelerdeki "ekmek" sözcük*leri arasındaki ilişki, çok anlamlılık; bu iki cümlede*ki ile birinci cümledeki "ekmek" sözcüğü arasındaki ilişki ise, eş sesliliktir.
*Eş sesli sözcüklerle kökteş sözcükler birbi*rine karıştırılmamalıdır.
*Yazılışları bugün aynı gibi görünmelerine karşın, söylenişleri farklı olan;
alem—âlemaşık—âşık
kar—kârrakip—rakip
yar—yârhakim—hakim
adem—âdemhala—hâlâ
gibi sözcükler eş sesli değildir.

ÖRNEK SORU
Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisinin sesteşi yoktur?
A)Bahçendeki gül olsam
B)Gözündeki nem olsam
C)Yüzündeki ben olsam
D)Elindeki saz olsam
E)Dilindeki söz olsam
ÇÖZÜM:
A'da gül : gülmek,gül: çiçek
C'de ben : kişi zamiriben: vücuttaki siyah nokta
D'de el: yabancı,el: tutma organı
E'de dil : dilmekdil : tatma organı
şeklinde A, C, D, E seçeneklerindeki sözcüklerin eş seslisi vardır.

B'de verilen "göz" sözcüğü çok anlamlı bir sözcük-
tür, sesteşi yoktur.YANIT : B
SÖZCÜKLERDE ANLAM DEĞİŞMELERİ
A)ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün anlamlarından bazılarını zamanla yi*tirmesi ya da anlattığı nesnenin, kavramın bir bölümü*nü, bir türünü karşılar duruma gelmesidir.
Uygur metinlerinde ve Orhon Yazıtlan'nda "oğ*lan" sözcüğü, "çocuk" anlamında hem kız hem er*kek için kullanılırken, bugün bu sözcük yalnız erkek çocuk için kullanılmaktadır.
Eski metinlerde ve bazı Türk lehçelerinde "mal, servet" anlamında kullanılan "davar" sözcüğü, bu*gün halk ağızlarında "koyun, keçi, büyükbaş hayvan" anlamında kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.
Eski Türkçede "dirilmek" sözcüğü hem "yaşa*mak" hem de "öldükten sonra canlanmak" anlamında kullanılmaktaydı. Bugün bu sözcük yalnızca "öldükten sonra canlanmak" anlamında kullanılmaktadır. Ancak bugün "diri' ve "dirlik" sözcükleri "yaşamak" anlamının işaretleridir.
B)ANLAM GENİŞLEMESİ
Bir sözcüğün yeni bir anlam kazanması olayına "sözcükte anlam genişlemesi" denir. Anlam geniş*lemesi yoluyla sözcükler "çok anlamlı" olmaktadır.
Türkçede "düz ve açık yer" anlamında kullanılan "alan" sözcüğü daha sonra "iş, meslek, araştırma, inceleme" anlamlarında da kullanılmıştır.
Şehirde birçok alan park yeri olarak düzenleniyor. (düz ve açık yer)
Sosyal bilimler alanında yeni çalışmalar yapılmı*yor, (bir bilim dalı)
Bunu kimya öğretmeninize sorun, onun alanıdır. (bir kimsenin yetkin olduğu konu)
Yine "dal" sözcüğü, "Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri" anlamının dışında "branş" anlamı*nı kazanarak "bilim dalı", "sanat dalı" gibi kullanımla*ra olanak tanımış (Anlam genişlemesine uğramıştır.).
Uzun atlama dalında yarışacak sporcular belirlen*di, (spor branşı)
Fen Fakültesinin ana bilim dalları: fizik, kimya, bi*yoloji, (bilim branşı)
C) BAŞKA ANLAMA GEÇİŞ
Bir sözcüğün eski anlamından tümüyle farklı, yeni bir anlam kazanmasıdır.
Sözcüğün daha önceki anlamı unutulur; artık söz*cük yeni bir kavramı anlatır duruma gelir.
Örneğin "yufka" sözcüğü başlangıçta "ince, da*yanıksız" anlamında iken, sözcüğün bu anlamı unu*tulmuş "ince açılmış hamur"u anlatır duruma gel*miştir.
Farsçada "canlı, mahlûk"anlamındaki"canavar" sözcüğü, bu anlamını yitirerek "cana kıyan, vahşi yaratık" anlamını kazanmıştır.
Yine "yavuz" sözcüğü, eskiden "arsız, edepsiz" anlamını taşırken günümüzde "cesur, güçlü" anla*mını kazanmıştır.



1."Söylemek" sözcüğü, aşağıdaki cümlelerin
hangisinde "bir düşünceyi ileri sürmek" anla-
mında kullanılmıştır?
A)Şimdi size yarın gelirken getirmeniz gereken*leri söylerler.
B)Onun bir yalancı olduğunu söyleyemezsiniz.
C)Başka bir şehre taşındıklarını sana kim söy*ledi?
D)Şimdilik sabrediyorum, bir şey söylemiyorum.
E)Ben de o anda ağzıma geleni söyledim.
2.Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi
"doğru" sözcüğünün eş anlamlısı değildir?
A)Gerçekleri öğrenmek onu rahatsız edecek.
B)Akşama yakın caddede bir telaş başlar.
C)İyiyi, kötüden ayırabilirim sanıyordu.
D)Böyle dürüst insanlar kalmadığını düşünüyo*rum.
E)Bu yoldan düz giderseniz aradığınız evi bula-
bilirsiniz.
3.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "tutmak"
sözcüğü, "Avukat tutmamız gerekiyor." cümle-
sindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A)Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım.
B)iki yalanını tuttum, hiç yüzü kızarmadı.
C)O, şimdi çoktan evin yolunu tutmuştur.
D)Yazı geçirmek için burada bir ev tuttum.
E)Balzac, en tuttuğum romancılardan biridir.
4."Ben gidersem adım kalır
Dostlar beni hatırlasın."
Bu dizelerdeki "gitmek" sözcüğünün eş anlam*lısı aşağıdaki cümlelerin hangisinde vardır?
A)Haberi alınca hemen olay yerine gitti.
B)Babam da kalp krizinden gitmişti.
C)Bu kadar para nereye gitti?
D)Bu yemeğe yarım kilo yağ gitmez.
E)Bu ayakkabı ona en fazla bir yıl gider.
5.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde mecaz an-
lamlı sözcük kullanılmamıştır?
A)Böyle çarpık düşüncelerden kurtulmalısın.
B)Dünkü maçta takımı tek başına sürükledi.
C)Düşündüğün kadar da kör değil, her şeyi an*lıyor.
D)Yaşamını bir düzene koymanın zamanı geldi.
E)Bu adamlara paçayı kaptırırsan kurtulamazsın.
6.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "tatlı" söz-
cüğü, hem gerçek hem mecaz anlamıyla kul-
lanılmıştır?
A)Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

B)Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım.
C)Tatlı diliyle herkesin gönlünü kazandı.
D)Böyle tatlı kazancı bırakıp da gidemez.
E)Akşama yoğurt tatlısı isterim, dedi.
7.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "duyarlı''
sözcüğü yerine "duygusal" sözcüğünün kulla-
nılması gerekir?
A)Yargıç, duyarlı davrandığı için bu haksız ka*rarı verdi.
B)Çevre kirliliğine karşı gösterdiği duyarlılık herkese örnek oluşturuyor.
C)Aşırı duyarlılık kişiyi zaman zaman mutsuz ediyor.
D)Böylesine duyarlı bir konuda tartışmak iste*miyorum.
E)Duyarlı araçlarla çalışırken dikkatli olmak ge-
rekir.
8.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "karşılamak"
sözcüğü "karşılık olmak" anlamında kullanıl-
mıştır?
A)Şafağı ve doğan günü adalarla, denizle ayak*ta karşıladık.
B)Bu konudaki dikkatsizliğimi hoşgörüyle karşı*ladı.
C)Beni nasıl karşılar, bu kırgınlıktan sonra, bil*miyorum.
D)"Küsmek" sözcüğü her zaman "darılmak" sözcüğünü karşılamaz.
E)Size verdiğim bu ilaç sıtmayı karşılar.
9.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "çıkarmak"
sözcüğü, "Hasta kışı çıkaramadı." cümlesinde-
ki anlamıyla kullanılmıştır?
A)Elimizdeki parayla bu ayı nasıl çıkaracağız?
B)Eve gidip öfkesini çocuklardan çıkardı.
C)Yine kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsun.
D)Ben bu sözden bir şey çıkaramadım.
E)Bu yaz kitap çıkarmaya hazırlanıyor.
10.I. Sana elin elinden bir şey alınmaz demiştim.
II.Bu konuya da el attılar.
III.Elini her gün hastanede sardırıyor.
IV.Bu ay eli genişledi.
"El" sözcüğü, yukarıdaki cümlelerde hangi anlam özelliği ile kullanılmamıştır?
A) Deyim anlamıB) Temel anlam
C) Mecaz anlamD) Eşseslilik
E) Terim anlamı
11. I. Portakalın üstü çok pürtüklü olur.
II. Çocuk üstünü çamur etmiş.
III. Paranın üstünü kendisine verdim.
IV. Bu işi üstüne almak istemedi.
V. Üstünde çok para taşır.
Yukarıdaki cümlelerde "üst" sözcüğü, kaç
farklı anlamda kullanılmıştır?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5
12. Bakıyorum yüreği güneş dolu
Alnı ak
Ne dilinde iğne
Ne sözlerinde yalan
Gülüşleri, gözyaşları sıcak
Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek anlamıyla kullanılmıştır?
A) güneş B) ak C) iğne
D) yalan E) sıcak
13. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "dünya" sözcüğü temel anlamıyla kullanılmıştır?
A) Bunca yoksulluk karşısında bütün dünya utanç duymalı.
B) O güne kadar bilmediğim bir dünyayı tanıdım.
C) Edebiyat dünyasına büyük bir yenilik getirdi.
D) Dünyayı bir uçtan bir uca dolaşmak gezginlerin en büyük arzusudur.
E) Çocuğun dünyasında en önemli yeri anne ve baba alır.
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "daha" sözcüğü, "Bir saat daha bekleyeceğiz." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A) Bu ev, eski evimizden daha geniş,
B) Biraz daha tatlı alabilir miyim?
C) Havalar daha iyice ısınmadı,
D) Bundan daha iyisi can sağlığı.
E) Toplantıya daha kimse gelmedi.
1019)Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "iyi" sözcüğü , "Bu yıl Ankara'ya iyi yağmur yağdı"cümlesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?
A)Bence bu ev sizin için iyidir.
B)Sizlere iyi bir haber vereceğim.
C)Pazarda iyi elma yoktu, onun için almadım.
D)Bu ilaç mide ağrılarına iyi gelir.
E)Arkadaşınız kitap satışından iyi para kazandı.
20.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "birden" sözcüğü farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Dışarıya çıktık, yağmur birden başladı.
B)Sahnedeki oyuncunun sesi, birden kesiliverdi.
C)Hepsi birden konuşuyor, hiçbir şey anlaşılmı*yor.
D)Birden içeri girdi ve öğretmen geliyor, dedi.
E)Bulunduğumuz odanın kapısı birden açılınca korktuk.
21.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcükler anlamca birbirine en yakındır?
A)Nitelikli insan yetiştirmek kaliteli eğitimle mümkündür.
B)Toplum yaşamını zenginleştiren öğelerin ba*şında geçmişi bilme, geçmişi değerlendirme gelir.
C)Halk çoğunluğunun diliyle kitapların dili ara*sındaki ayrılığın göze battığı yerde ulusal kül*tür gelişemiyor demektir.
D)Sanat ürünü, içerikle biçimden örülmüş bir birleşim, bölünmez bir bütündür.
E)Her insan duvar, düşünür ve etrafında olan-
ları fark eder.
22.Edebiyat dünyası bir çınarı daha kaybetti. Vedat Günyol hayata veda etti. Cenazede tanınmış kalemler sanatçıyı kaybetmenin üzüntüsünü yüreklerinde duyarak; fakat onu tanımanın sevinciyle, onuruyla onu son yolculuğuna uğurladı.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A)İstiare (Deyim Aktarması)
B)Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)
C)Yansıma sözcükler
D)Güzel adlandırma
E)Karşıt anlamlı sözcükler
CEVAP ANAHTARI :
1.B 2.C 3.D 4.B 5.D 6.B 7.A 8.D 9.A 10.E 11.E 12.D 13.D 14.B 15.A 16.B 17.C 18.A 19.E 20.C 21.A 22.C
admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsor Reklam
           
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
SIFATLAR (ÖNADLAR) - Konu Anlatımı,Çözümlü Örnekler,Test admin Türkçe Ders Notları 1 01-02-2012 04:33 AM
FİİLLLERDE ÇATI (Konu Anlatımı,Çözümlü Örnekler,Test) admin Türkçe Ders Notları 0 05-11-2011 03:35 PM
Fiiller (Eylemler) (Konu Anlatımı,Çözümlü Örnekler,Test) admin Türkçe Ders Notları 0 05-10-2011 06:47 PM
SÖZ ÖBEKLERİNDE ANLAM (Konu Anlatımı,Çözümlü Örnekler,Test admin Türkçe Ders Notları 0 05-10-2011 06:42 PM
CÜMLEDE ANLAM (Konu Anlatımı,Çözümlü Örnekler) admin Türkçe Ders Notları 0 05-10-2011 06:41 PM


Yazılı Soruları-Soru Bankası-Yaprak Test-Ders Notu-Konu Anlatımı-Proje Ödevi- Performans Görevi-Zümre Tutanakları-Yıllık Plan-Etkinlikler, Çalışma Yaprakları Tüm Zamanlar GMT +6 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:08 AM.


Eğitim ve Ögretim